Napoleon’un Son Sahnesi: Waterloo

İnsanlık tarihi, meydana geldiği andan itibaren hayatlarımızı doğrudan ya da dolaylı etkileyen olaylar ile doludur. Kimi zaman bir dehanın zihninde çakan bir şimşek tarihin akşına yön verir, kimi zaman tutkulu aşklar efsaneleşir ve hepimize geçmişten gelen dersler verir. Ve bazen de tarih; hırslı,büyük düşünebilen, karizmatik liderler ve onların etrafında biraraya gelen kitleler tarafından şekillendirilir.Ben bu yazımda o liderlerden biri olan Napoleon Bonaparte’ı ve onun hayatındaki son meydan muharebesi olan Waterloo Savaşı’nı anlatmak istiyorum.

Napoleon Bonaparte beyaz atı ile

Napoleon’un hayatını kısa bir şekilde özetleyecek olursak; kendisi 15 Ağustos 1769 tarihinde Toskana asıllı varlıklı ama mütevazi bir ailenin 8 çocuğunun ikincisi olarak Korsika Adası’nın Ajaccio kentinde dünyaya geldi.10 yaşından itibaren askeri okullarda eğitim aldı ve Fransız Devrimi’nde topçu subaylığı görevinde bulundu.Yaşadığı yer olan Korsika’ya devrim anlayışını yaymak istese de bu çabası 1793’de adadan ailesi ile birlikte sürülmesi ile sonuçlandı.Ancak zekası ve talihinin yardımı ile ordu hiyerarşisinde basamakları hızla tırmanacak ve Fransa tarihine geçecekti.1795 yılında Paris’te isyancı grupları bastırarak Devrim Hükümeti’ni çöküşten kurtaran Napoleon, bu başarısının hemen ertesinde İtalya seferine giden Fransız ordusunun komutasına getirildi.Kuzey İtalya’daki Avusturya birliklerini, Josephine de Beauharnais ile yaptığı düğününden hemen sonra yendi ve ardından Viyana üzerine yürüdü.Bu başarıların ardından dönemin Fransız Hükümeti onu İngiltere’nin istilası için görevlendirmek istese de Napoleon İngilizlerin ticaret yollarını kesmeyi istilaya tercih ediyordu.Bu düşünceyle, Napoleon Mısır’ı ele geçirip, İngiltere’nin Hindistan ve diğer kolonileri ile bağlantısı kesmek üzere sefere çıktı. Ancak Fransızlar Mısır’ı ele geçirdikten sonra, İngiltere,Osmanlı İmp.,Rusya ve Avusturya’dan oluşan Koalisyon Ordusu elde edilen toprakları geri aldı. Ardından Napoleon, Akka kentinde Cezzar Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu ile savaştı ama karşılaştığı sert direniş sonucu geri çekilmek zorunda kaldı. Ordusunu geride bırakıp ülkesine geri döndüğü zaman gerçekleşen darbe sonucu ülke yönetimi Napoleon’un da içlerinde bulunduğu 3 konsüle bırakılmıştı ancak zaman içinde Napoleon, askeri ve idari başarıları ile diğer konsüllerin önüne geçecek ve 1799 yılında Birinci Konsül olarak mutlak bir iktidarın sahibi olacaktı. 1804 yılında kendisini imparator ilan eden Napoleon,Notre Dame Katedralinde Papa Pius’un da bulunduğu törenle taç giydi ve 1814 yılına kadar olan ilk imparatorluk dönemi başladı.Bu dönemde İngiltere,Avusturya,Rusya,Prusya gibi Avrupa ülkelerinden oluşan Koalisyon birliklerini defalarca yendi ve büyük bir siyasi birlik altında kıta Avrupası’na doğrudan ya da dolaylı olarak – ele geçirdiği bazı topraklara yönetici olarak kendi kardeşlerini,kuzenlerini va başka yakın akrabalarını da atamıştır – hükmetmiştir.
Ancak 1812 yılında Rusya üzerine düzenlediği sefer – ki bu seferi 500.000 (bazı kaynaklarda bu sayı 650.000’e kadar çıkar) askerlik Grande Armeé adını verdiği ordusu ile yapmıştır – kendisi ve Fransa halkı için hiç de güzel bir gelişme olmayacaktır. Zira ordusu Moskova şehrini büyük zaiyatlar vererek ele geçirmiş olsa da ikmal sıkıntısı çekecek ve geri dönüş yolunda kara Rus kışına teslim olacaktı. Bu seferden geriye yalnızca 15 ila 20 bin askerin Fransa’ya geri dönmesi halkın Napoleon iktidarına olan güvenini temelden sarsacak ve hatta bu sonuçlardan cesaret alan Koalisyon güçleri Paris kapılarına kadar dayanacak ve ardından Napoleon Bonaparte’ı tahtından indirip 1814 yılında Elbe Adası’na sürgüne gönderecektir.
Biliyorum her ne kadar kısa bir özet desem de, söz konusu hayat hikayesi Napoleon Bonaparte’a ait olunca insan kendisini yazmaktan alıkoyamıyor. Benim için kendsinin hayatının en etkileyici bölümü sürgüne gidişi ve daha sonrasında yaşadıklarıdır. Çünkü sürgün hayatı kendisinin gelecek muharebelerin planını yapmak için geçireceği kısa bir esaret döneminden başka birşey olmayacak ve kendisi Mart 1815’de Fransa’ya geri dönecektir. Hatta bu hırslı lider geri dönmek ile yetinmeyip halk desteğini arkasına alarak önce iktidarı yeniden ele geçirecek, ardından da yine büyük bir ordu kurup Koalisyon Ordularına karşı savaşacaktır.
Kimilerine göre bu durum büyük bir ihtirasın ürünü olan bir zorbalık olarak görülecek olabilir, bazıları tarafından da belirli amaçlar uğruna hayatını adayan bir liderin daima çabalayarak elde ettiği bir başarılar silsilesi olarak algılanabilir. Kan ile, tutku ile, ateşler ve kılıçlar ile yazılan bir tarih bazılarımıza düşünülmesi bile korkunç bir fikir olarak gelirken bazılarımız için doğanın insan bilincine bahşettiği içgüdülerin olası sonuçlarından biri olarak varsayılabilir. Ancak her iki durumda da bana göre üzerinde uzlaşmamız gereken durum, bu olayların hayatımızı öyle veya böyle oldukça belirgin bir şekilde etkilediğidir.Bugün Dünya’da Birleşmiş Milletler ve NATO gibi örgütler varsa, ABD günümüz dünyasında söz sahibi ise, İngiltere denizaşırı koloniler kurmak zorunda kalıp dünyayı etkilediyse Napoleon Savaşları’nın ve özellikle bir savaşın bu durumda büyük bir rolü var. O savaş da Waterloo Savaşı.

WATERLOO: SON BÜYÜK SAVAŞ
Benim Napoleon Bonaparte ve 19.yy’ın başlarındaki Fransa ile ilgili bir yazı yazma merakım, esasında Sefiller romanında Victor Hugo’nun anlattığı Waterloo Savaşı sahneleri ile başladı. O anlarda , nispeten kısa hayatını maceralar ve kanlı savaşlar ile geçiren bir taktik dehasının,büyük bir askerin son serüvenini okurken içimden bu serüven hakkında daha fazla araştırma yapmak gelmişti. Tabi ki alanının uzmanı olan bir tarihçi olmak gibi bir iddiam yoktu ki hala da yok ama yine de öğrenebildiğim bilgileri kendi cümlelerimle size aktarmak istedim.

Waterloo Muharebesi’nden bir sahne.
Waterloo bugün Belçika’nın Valon Brabant şehrinde bulunan bir kasabadır. Muharebenin yapıldığı yıllarda burası bazı irili ufaklı çiftliklerin olduğu bir tarım arazisi idi. Esasında muharebe Braine-l’Alleud bölgesinde meydana geldi.Bir yanda Fransızların Grande Armeé’si ve başlarında büyük kumandan Napoleon Bonaparte, öbür yanda 7.Koalisyon Ordusu ve onlara komuta eden İngiliz Wellington Dükü Arthur Wellesley. Ayırca Prusya birliklerinin başında bulunan Gebhard von Blücher de Koalisyon güçlerinin bir kısmına komuta ediyordu ve kendisi savaşta oldukça önemli bir rol üstlenecekti.
SAVAŞ ÖNCESİ
Müttefikler (İngiltere- Prusya) Fransa’ya kuzeydoğudan saldırmak istese de Napoleon onlara engelleyici bir müdahalede bulununca savaş bugünkü Belçika topraklarında gerçekleşecekti. 16 Haziran tarihinde von Blücher komutasındaki Prusyalılar Ligny muharebesinde Fransızlar tarafından yenilgiye uğratıldı ancak ordularının bir kısmını korumayı başardılar. Elde kalan bu birlikler Napoleon’un başını 2 gün sonra çok ağrıtacaktı. Bunu tahmin edebilen Napoleon, Mareşal Grouchy’yi ordusunun üçte birlik kuvvetiyle kalan Prusyalıları kovalamaya yolladıysa da, Waterloo’da bu birlikler geri dönecek ve sonucu tayin edecekti.
17 Haziran’ı 18’ine bağlayan gece , Napoleon’un beklediğinin çok aksi bir durum gerçekleşti. Havanın iyi olacağını düşünen İmparator gece yarısı başlayan yağmuru görünce çok şaşırmış ve sabaha kadar uyuyamamıştı. Zira çok güvendiği ve neredeyse bütün savaş taktiklerini üzerlerine kurduğu topları çamurlaşan arazide kolay hareket edemeyecekti. Bu sebeple gece başlatmayı planladığı saldırıyı ertelemek zorunda kalacak ve 18 Haziran öğlene kadar sabretmek zorunda kalacaktı.
Öte yandan, İngiliz ordusu kumandanı Arthur Wellesley için durumlar düşmanına göre çok daha iç açıcıydı. Mevzilenmek için seçtikleri arazi ona en çok sevdiği şeyi yapma imkanı veriyordu: Savunma…
Wellesley, namı değer Wellington Dükü, Napoleon’un tam zıttı savaş görüşlerine sahip bir komutandı. Savunma yapmayı saldırıya yeğler ve birliklerini uygun konumlara geçirmeyi çok iyi becerirdi. Ordusundaki askerlere mesafeli durur ama işini iyi yapardı. Waterloo’da da bu durum değişmeyecekti.

SAVAŞ ANLARI
Savaş, 18 Haziran 1815 günü öğlen saatlerinde başlamıştı.Yağan yağmur yüzünden çamurlaşan toprağın kurumasını bekleyen Napoleon, artık daha fazla beklemek istememişti.Çünkü Wellington komutasındaki ordu her geçen saat mevzilerine daha iyi yerleşiyor ve daha güçlü bir savunma çehresine bürünüyordu. Bunun sonucunda saat 11.30 civarında Napoleon’un topçuları, Koalisyon Ordusu mevzilerine birer birer mermilerini ateşlemeye başladı. Bu süreç yaklaşık bir buçuk saat sürdü fakat Fransız topları pek fazla isabetli atış yapamamıştı. Buna rağmen düşmana bir miktar kayıp verdirmişlerdi. Yine de, Wellington’ın ordusu bu ilk şoku üzerlerinden çabuk attılar ve tekrar mevzilerine yerleştiler.

Waterloo Savaşı’nın gidişatını anlatan kroki.
Saat 1 civarında Napoleon, 2 gün önce yenip peşine General Grouchy emrinde neredeyse ordusunun üçte birini taktığı Prusyalıların uzakta da olsa hızlıca geri dönmekte olduklarını gördü. Başta bu orduyu Fransız birlikleri olarak düşünse de durumun tam tersi olduğunu fark edince hemen Grouchy’e haber yollayarak geri dönmesini istedi.Ne var ki 30.000 kişilik Fransız birliği fazla uzaklaşmıştı ve haberi alıp geri dönmeleri ancak savaş bittikten sonra olacaktı.
Top atışlarından sonra Fransız ordusu saldırıya geçti. Karşılarındaki Koalisyon ordusunun sol kanadından ve merkezinden saldırıya geçtiler. General D’Erlon sol kanattan saldırırken General Ney de merkezi dağıtmaya yönelik bir piyade saldırısına girişti. Bu saldırılar etkili oldu ve Wellington’ın birlikleri zaiyatlar verip bazı mevzilerde geri çekilmeye başladı. Zaman ilerledikçe bu geri çekilme cephede bir daralma ve panik halini almaya başladı. Bu durumda Fransızlar savaşı kazanmaya yaklaşmıştı.
Ancak savaşın ellerinden kayıp gittiğini gören İngiliz birlikleri Lord Uxbrigde komutasında bir süvari hücumu başlattılar. Bu hücuma Lord Somerset ve Sir Ponsonby’nin emrindeki tugaylar katılmıştı. Yaklaşık 2500 süvariden meyadana gelen bu güç Fransızların önünü kesmiş ve arkalarında kalan Koalisyon birliklerinin savunma pozisyonlarını yeniden elde etmeleri için gereken zamanı sağlamışlardı. Bu aşamada hala üstünlük Fransızların elindeydi ama bir hamle durumu değiştirecekti.
Saat 16.00 civarlarında Wellington’un (Arthur Wellesley) birlikleri arasında bir geri çekilme pozisyonunu fark eden Mareşal Michel Ney, belki de fırsat bu fırsat diyerek Mont St. Jean üzerindeki birliklere ani bir süvari hücumunda bulunmak istedi. Kellerman komutasındaki süvariler ve diğer birlikler de onu izledi ve ortaya neredeyse 10.000 kişilik bir süvari akını çıktı. Bu o ana kadar savaş meydanlarında görülen en büyük süvari akınlarından biriydi. Wellington bu atağa askerlerini kare biçimi alacak şekilde bölüp savunma pozisyonuna geçirerek karşılık verdi ve bu taktik başarılı oldu. Her ne kadar 10.000 atlı bir anda hücuma kalkıp “Vive l’Empereur!” sloganlarıyla yeri göğü inleten bir coşku ile düşmanlarına doğru hareket etse de, Wellington’ın birlikleri onları oldukça kuvvetli bir şekilde karşıladı ve saldırıyı yumuşatmayı başardı. Fransız topçularının da pozisyon almakta geç kalması yüzünden süvarilere destek olamaması da saldırının beklenenden cılız kalmasına neden oldu.

İngiliz savunması Fransız süvarileri ile çarpışıyor.
HOUGOUMONT
Savaşın en dramatik yanlarından biri bence Hougoumont adındaki çiftlik evinde yaşananlardır. Bu ev aslında o kadar büyük bir alan içermiyordu. Küçük bir taşra çiftliği olmasına rağmen stratejik konumu yüzünden iki taraf için de hayatiydi. Bu konumun önemini önceden fark eden Wellington, bu bölgeyi tutması için İngiliz ve Prusyalı birlikleri görevlendirmişti. Aynı zamanda Fransızlar da burayı ele geçirip sol kanatta bir üstünlük sahibi olmak istiyorlardı. Bu sebeplerden dolayı bu eve çok sayıda hücum düzenlenecek, konum gün içinde defalarca el değiştirecek, birkaç yüz metrekarelik alan içinde iki tarafın da binlerce askeri hayatını kaybedecekti. Evin savunmaya elverişli yapısı Fransızların orayı ele geçirmesine mani olacaktı.
Bana kalırsa savaşın bu kısmı bütün savaş genelinde nasıl bir taktik mücadelesi yaşandığını ve iki tarafın da kazanmaya kendilerini nasıl adadığını göstermesi açısından çok önemli. Aksi bir durumda bir çiftlik evini ele geçirmek için binlerce askerinizi feda etmezdiniz değil mi?

Hougoumont Çiftliği Günümüz ve Geçmiş.
Dönelim tekrar ana cepheye. Fransız süvari hücumunu yine bir Fransız piyade hücumu izledi. Topçu birlikleri bu hamleye daha efektif bir biçimde destek verdi ve Koalisyon kanadı ağır zaiyatlar vermeye başladı. Öyle ki artık subay kadrosu can vermeye başlamıştı ve Wellington’ın önemli yardımcılarından bazıları da ölmüştü. Bu durumda tek çıkar yol Prusyalıların yetişmesi olacaktı.
Napoleon bu aşamada başarılı gözüküyordu ve savaşı kazanması artık an meselesiydi. Ne var ki kendisinin aklı General Grouchy ve von Blücher komutasındaki Prusya birliklerindeydi. General Bülow’un komutasındaki ilk Prusya birlikleri bölgeye gelmeye başlamıştı ve savaşın seyri her an değişebilirdi zira iki taraf da psikolojik bir eşikte bulunuyordu. General Bülow’ün birlikleri Fransız ordusunun sağ arka kanadından Frichermont mevkisinden saldırmaya başladı. Bu hamleye karşılık olarak Napoleon bölgeye Lobau’nun askerlerini gönderdi ancak Prusyalılar onları topçu ateşi ile Placenoit mevkiine itti. Napoleon da Genç Muhafızlarını bölgeye gönderdi ve büyük bir süngü savaşı sonucu köy yeniden Fransızlara geçti.
Wellington’un ordusunun merkezinin düşüşü ve Placenoit bölgesinin yeniden ele geçirilişi Napoleon’u cesaretlendirdi ve İmparatorluk Muhafızları’nı hücuma göndermesine sebep oldu. Fransız birlikleri büyük bir hücuma kalktı ama Koalisyon generallerinden General Chassé’nin meydana gelişi ortada giden muharebeyi Koalisyon yönüne çevirdi. Bu andan itibaren büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalan İmparatorluk Muhafızları’nın o görüntüsü Fransızların moralini çok bozdu ve Wellington psikolojik üstünlüğü ele almaya başladı.Bir yandan da Placenoit’deki Genç Muhafızlar da saldırı üstüne saldırıya maruz kalıyordu ve en sonunda büyük kayıplarla onlar da yerlerinden edildi.
Bütün bu gelişmelerin sonucu olarak Fransız ordusu önde götürdüğü savaşta geriye düştü ve her mevkide başarısızlıklar arka arkaya gelmeye başladı.Artık Grande Armeé dağılma sürecine girmişti. Akşam saat 19.00 sularında Fransız topları da Koalisyon’un eline geçti ve von Blücher’in birliklerinin de bölgeye intikal etmesiyle Fransa savaşı kaybetti.
Kısa bir özetini okuduğunuz Waterloo Savaşı , Napoleon Bonaparte’ın yer aldığı son savaştır. Daha sonra kendisi Paris’e dönecek ancak oradan 1821 yılına kadar yaşayacağı St.Helena adasına sürgün edilecekti. Bu büyük askeri deha, 52 yıllık hayatında yaptığı işlerle, kazandığı veya kaybettiği savaşlarla, kendi geliştirdiği savaş taktikleri ve kişilik tarzıyla kendisinden sonraki bütün Avrupa kıtasına etki etti. Bugün NATO veya Avrupa Birliği gibi birliklerden söz ediyor isek, bunların temellerin Napoleon’u durdurabilmek için biraraya gelen Koalisyon güçlerinde aramalıyız. Bugün Fransız Devrimi’nin milliyetçi etkilerinin tarihe yön verdiğinden bahsediyor isek bunu Napoleon’un fethettiği topraklara hükmederken uyguladığı politikalarda aramalıyız. Uzun lafın kısası, Napoleon Bonaparte ve Waterloo Savaşı etkileri günümüzde halen devam ettiren bir hikayedir. Bu hikayenin önemini kavramak benim için güzel ve ufuk açıcı bir gelişme olmuştu. Elimden geldiğince size de bu hikayeyi anlatmak istedim. Zaman ayırıp okuduğunuz için çok teşekkürler…

KAYNAKÇA
Victor Hugo – Sefiller
http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQmF0dGxlX29mX1dhdGVybG9v
http://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/waterloo-savasi-93

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir