“Merhamet zulmün merhemi olamaz!”

Zulmün kollarında öğrenilmiş bir çaresizlik var Ortadoğu’nun kaderinde. Kendi kanını yarasına merhem yapmış toprakların hikayesi “Huzursuzluk”. İsminin hakkını da layığıyla veriyor. Okudukça tüyler ürperten, ruhunuzu dehşetlere salan bu hikaye Livaneli’nin bıçak gibi kalemiyle perçinlenmiş.

“Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı, dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun adeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.”

Arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberiyle sarsılan İbrahim’in yolu, bu sayede Mardin’e yeniden düşer. Arkadaşının ölümünü araştıran İbrahim’in kaderi önce sevdadan ve zulümden sonra gizemli bir Ezidi kadından geçmektedir.

Talihsiz bir sevdanın harlı ateşini Ortadoğu dehşetiyle birlikte kaleme alan yazar, çoğu eserinde olduğu gibi doğuyu reddedip batılı da olamayan Türkiye’yi, bizim hikayemizi de bize anatmış aynı zamanda.

Masalsı kent Mardin’den Amerikalara uzanan bu öyküyü okurken “artık yeter” deyip sindiremeyeceğiniz çok şey olacak. Yine de zulmün ve merhametin aynı coğrafyada harman olduğu bu hikayeyi bitirdiğinizde tadının damağınızda kalacağına şüpheniz olmasın.

Şu kategoriye gönderildi: Sanat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir