İlk Türk Netflix Dizisi : The Protector

 

,

Netflix’in Türkiye’ye girmesi başlı başına heyecan uyandırmıştı.  Kadro yıldızlar geçidi olmasa da Türk bir süper kahraman izlemek için heyecanla bekledik.

İlk fragman sonunda dizinin İron Fist’e benzeyeceğini hissetmiştim lakin açıkça söyleyebilirim ki benzerliklerinin yanında İron Fist 2.Sezonun önünde bir The Protector izledik.

Çağatay Ulusoy beklentilerin üstüne çıkarken kadın oyuncular maalesef ki çok aşağıda kaldılar. Yönetmen ise bana kalırsa ortalama bir performans sergilemiş. Netflix’in ilk beş bölümün tekrar çekilmesini isteyip yayın tarihini uzattığı söylentileri vardı ne kadar doğrudur bilinmez.

Dizi senaryo anlamından sağlam bir temele sahip. Eleştiren çok insan olmasına rağmen bu eleştirelerin biraz yüzeysel kalıyor gibi çünkü bu sezonun bende uyandırdığı his bir hazırlık sezonu olduğuydu. Final bölümünün son planı da zaten bu hissi yeterince veriyor. O yüzden ikinci sezonun çok daha aksiyon dolu ve akıcı geçeceği düşüncesindeyim. İkinci sezonda yer alacak yönetmenler de ikinci sezon için heyecanımı korumamı sağlıyor.

Gelelim dizinin en güzel yanına : Ne güzelsin İstanbul! Trafiksiz , tarihi bir İstanbul izliyoruz ve bana kalırsa İstanbul için önemli bir tanıtım olan bir dizi.

Şimdi herkes diyecek ki ” Görsel efektler berbat ona niye değinmiyorsun!” . Evet , değinecektim ama eleştirilere biraz baktım ve gereksiz buldum. Marvel dizilerinde ağzımız açık izler o kötülükleri görmezden gelirken bizim yapımımız olunca gömmeye çok meraklıyız çünkü. Çok konuşulan bilek sahnesinin efekti evet berbat ama ben de şunu soruyorum ; sesimiz bu efekt Luke Cage ‘ de kullanılınca neden çıkmıyor da biz yapınca çıkıyor. Ne meraklıyız kendi işimizi küçümsemeye. Kolaya kaçan yapımların olduğu dönemde bu işlere biraz önem verelim , sabır gösterelim ki gelişsin. Evet  , eleştirelim ama bunun da  dozu var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir