Gotik Mimari

Öncelikle  Gotik kelimesi 4. yüzyılda İtalya’yı işgal etmek ve Roma İmparatorluğunu yıkmak suretiyle Avrupa’nın batısını alt üst eden Germen Kavimlerine atıfta bulunan bir kelimedir. Kısaca barbarlar için de kullanılıyordu diyebiliriz. Barbar denince tarihe bakıldığında akla bu tür yapıların Kuzey Avrupada bolca yer ettiği gelse de tabiri caizse hası Fransa’dadır.

Gotik mimarinin çıkışı her ne kadar dini sebeplerle olsa da öyle kalmamıştır. Orta çağda özellikle haçlı seferlerinin sonuçsuz kalmasıyla kiliseye bağlılık azalmış aynı zamanda feodalite yıkılıp yerine monarşik yapıların gelmesiyle birlikte insanlar bireyselleşmiştir ve dinden uzaklaşma başlamıştır.Özellikle kiliselerde görülmesi bundandır zira insanların içindeki ilah duygusunu canlandırmak amaçtır.Öyle ki katedraller adeta iğne iplikle yapılmış birer dantel gibi güzeldir. Ve tanrıyı hatırlatacak kadar da görkemli ve büyüktürler.

Peki bir yapıya baktığımızda onun gotik olduğunu nasıl anlarız? Aslında bir hayli basittir çünkü gotik tarz kendini belli edecek kadar şahsına münhasırdır. En bariz özellikleri ise sivrilikleridir.

Yüksek yapılar olduğunu söylemiştik fakat mimari olarak bu yüksekliğe ulaşmanın kendinden bir önceki dönem olan Romanesk dönemde bir çözümü yoktu. Gotik mimarinin çözümü ise şuydu: Uçan payandalar. Basitçe yüksek duvarlar devrilmesin diye destek olan yapılar diye tanımlayabiliriz. Yay gibi yarım kemerler şeklindedir ve hemen hemen hepsinin sahip olduğu bir özelliktir.

Bir başkası ise ışığı kullanma. Artık büyük vitray camlara sahip olan gotik yapılar güneş ışığının vitray camlardan geçerek birçok renge hayat vermesiyle Romanesk dönemdeki kasvetten ve tek düzelikten kurtulmuş iç mekan ruhani bir hale bürünmüştür.Vitray camın bir çeşidi olan gül pencere ise en sık rastlananıdır. Duvarların az yer kaplamasıyla duvar resimleri azalmış vitray camda figürler yapılmaya ve git gide gerçeklik bu figürlerde ön plana çıkmaya başlamıştır.

Değişik, yine gotiğe has heykelciklerden bahsetmezsek olmaz: Gargoyleler. Kelimenin kökeni birçok dilde suyu atan, çıkıntılı oluk gibi manalara gelen sözcüklerdir.

Zaten yapılış amaçları da yapıların oluklarındaki suyu dışarı atmak ve böylelikle sudan kaynaklanan erozyonu önlemektir. İnsan, hayvan ya da dini ögelerin tasvirlerden oluşurlar ve doğrusunu söylemek gerekirse biraz korkunç ve çirkin görünüme sahiptirler. Nedeni ise onların birer kötülük simgesi olduğu ve hesaplaşma gününü hatırlatarak insanlara dine bağlamaya çalışmakta saklı. Bu da bir etken olsa gerek insanlar o zamanlar bu heykelciklerin gece canlı gündüz ise taşlaştığını düşünürlemiş. Mitolojik yanları da var diyebiliriz yani.

Asla bu kadarla özetlenemez olan gotik akımı ve mimarisine en  genel hatlarıyla baktıktan sonra dünyada birkaç önemli örneğinden bahsedecek olursak

1- Notre Dame Katedrali ( Cathedrale Notre Dame de Paris)

Fransa Paris’te bulunan Seine Nehri’nin ortasındaki küçük bir adada yer alan bu katedral gotik mimarinin en bilinen ve ilk örneklerindedir. İnşası gotik dönem boyunca sürmüştür. 19.yy başlarında yıkılmak istenen bu güzel yapıyı Victor Hugo yazdığı Notre Dame’ın Kamburu adlı romanındaki Quasimoda ve Esmeralda’nın aşkıyla insanları büyüleyerek kurtarmış ve yenilenmesi için kampanya başlatılmasını sağlamada büyük rol oynamıştır. Yapı 128 metre boyunda 69 metre genişliğindedir. Güney kulesinde Emmanuel adında bir çanı vardır ve 13 ton ağırlığındadır. Batı gül penceresi 10 metre çapındadır.

2- Milano Katedrali ( Duomo di Milano)

Milano’nun merkezinde adını verdiği Piazza Del Duamo meydanında bulunur. İtalya’nın en büyük hacimli ve Aziz Petrus Bazillaka’sından sonra en yüksek ikinci kilisesi Avrupa’nın ise 4. en büyük kilisesidir. Yapımı 500 sene gibi uzun bir sürede bitmiştir. En tepesinde som altından Meryem Ana heykeli bulunur. Kilisenin üstündeyse yaklaşık 3500 heykel vardır.

 

3- Ulm Kilisesi

Ulm Büyük Kilisesi (Ulmer Münster) 1890-1908 yılları arasında dünyanın en yüksek yapısı ve hala dünyanın en yüksek kilisesidir. Almanya’nın Ulm şehrinde bulunur. Kulesi 768 basamaktan oluşur ve 161, 53 metredir. Yapımı 513 sene sürmüştür.

4- Lala Mustafa Paşa Camii ( St. Nicholas Katedrali)

Kuzey Kıbrısta bulunur. Lüzinyan krallarının Kudüs krslı olarak taç giyme törenlerinin yapıldığı kiliselerden biriydi. 1571’de bünyesine minare eklenerek camiiye çevrilmiştir. Camii ismini Kıbrıs’ın fethindeki önemli isimlerden olan Sadrazam Lala Mustafa Paşa’dan alır. Katedralin girişinde tarihi cümbez ağacı vardır. Kıbrıs’taki en yaşlı canlı varlıktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir