Bizi Biz Yapan Düşüncenin Doğuşu : Tales ve Anaksimandros

İnsanlar olarak bizler, binlerce yıllık uzun tarihimiz boyunca ihtiyaçlarımızı karşılamak, sorunlarımızı çözmek ve daha ileriye gitmek için her zaman bir arayış içinde olduk. Bu arayışlarımızın sonucu olarak da medeniyet seviyemizi yükselten, hayat standartlarımızı artıran birçok buluşa imza attık. Taş Devrinde keşfedilen ve ısınmadan korunmaya, beslenmeden barınmaya kadar birçok alanda kullanılan ateş, yüklerimizi taşırken kullandığımız, bizi uzak mesafelere götüren cefakar tekerleklerimiz, soğuklardan bizi koruyan kıyafetlerimiz ve düşüncelerimizi, hesaplarımızı kayıt altına almamızı sağlayıp yaşadığımız anları ölümsüzleştiren yazı… Hepsi insanlık tarihinde yeni bir sayfanın açılmasına ve ufuklarımızın gelişmesine sebep olan buluşlar.

Peki içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda toplumumuzu bu kadar komplike hale getiren ve insanlığı doğanın bir parçası olmaktan uzaklaştırıp kendilerinin doğa üzerinde egemen bir güç olduğunu düşünmesine sebep olan buluşlar nasıl yapıldı? Bugün insanlar, epey farklı alanlarda uzmanlaşarak doğanın kanunlarını öngörebilir hale gelmiş hatta gözlerini uzaya çevirip evrenin çözüm bekleyen sırlarını açığa kavuşturmak için birbirleri ile yarışır hale gelmiştir. Eski çağlarda korkulan, kaçınılan ve daha büyük bir gücün simgesi olarak algılanan doğa olaylarını artık önceden görebilme, önlem alabilme hatta varlıklarından yararlanabilme yetilerine sahibiz. Peki bizi mağarasında ateş yakıp ısınmaya çalışan ilkel insanlardan farklı kılan neydi? Bizim farkında olup onların olmadığı ne vardı?

Bence bu sorunun cevabını bu yazının konusu olan 2 büyük insan veriyor. Anadolu’da yetişen, bugün Aydın ilimizin sınırları ilçesinde kalan Milet Antik kentinin sakini 2 insan; Tales ve Anaksimandros…

Şimdi bu 2 büyük insanı size tanıtmak istiyorum:

          TALES:

Yunan filozoflarının, adlarını bildiğimiz kadarıyla ilkidir. Sokrates öncesi bir doğa filozofudur ve Felsefenin Babası olarak anılır. Hayatının bir bölümünü Mısır’da geçiren Tales, orada edindiği matematik bilgilerini memleketine getirmiş ve üstün bilgisi sayesinde matematik özellikle de geometri alanında bir otorite olmuştur. Kendi adıyla anılan Benzerlik Teoremi çoğu geometrik teoremin kaynağıdır. Hayatı boyunca doğa ve evren üzerinde düşünmüş, genel geçer kabullerin dışında kendi zihniyle neden-sonuç ilişkileri kurarak doğayı anlamlandırmaya çalışmıştır. M.Ö 546 yılında hayata gözlerini kapamıştır.

 

 

 ANAKSİMANDROS :

Raffaello’nun Atina Okulu tablosunda, Pisagor’un elindeki kitaba bakıp not alan oldukça meraklı ihtiyar bir bilge olarak tasvir edilmiştir.
Milattan evvel 610 yılında yine Milet’te doğmuştur. Milet Okulunun 3 büyük filozofundan biridir ve aynı zamanda Thales’in de öğrencisidir. Tıpkı onun gibi çevresindeki olayları gözlemliyor ve bu olayların esas kaynağını bulmaya yönelik soruları kendi zihnine ve tartışma arkadaşı Tales’e soruyordu. Beraber kurdukları bu ekol sayesinde Antik Yunan medeniyetinde doğayı anlama çabası yükselecek ve insanlığı şekillendiren akıl çağı başlayacaktı. Kendisi M.Ö 546 yılında hayata veda etmiştir.

DÜŞÜNCENİN DOĞUŞU
Bu kısa tanıtımlardan sonra yazımın esas konusu olan bilimsel düşüncenin doğuş anlarına gelmek istiyorum. Aslında bilimsel düşüncenin doğumu dediğimiz zaman insanların aklında önce şu sorular canlanıyor : E onlardan önce bilim yok muydu? Eğer yoksa piramitler nasıl yapıldı? Ya da başka medeniyetler nasıl kuruldu?
Elbette Tales ve Anaksimandros’tan evvel bilimsel bilgiler vardı. Piramitler gibi bugün için bile karmaşık mühendislik hesapları gerektiren ve büyük özveri ile inşa edilen yapılar vardı. Babiller’den kalma karışık hesaplar içeren hatta Pisagor formülünün Pisagor’dan önce kullanımını içeren tabletler ( ki 5 basamaklı sayıları içeren eşitlikler idi bazıları) bile vardı. Ancak biz bugün bilimsel düşüncenin doğuşunu Tales ve Anaksimandros’a ithaf ediyor, a^2 + b^2 = c^2 formülünü de Pisagor Formülü diye anıyorsak bunun sebebi, bu insanların edindikleri bu bilgileri sadece günlük yaşamlarını kolaylaştırmak için değil, doğanın işleyişi üzerine genel kanunlar olarak görüp bu kuralları evrenin her yerindeki sistemlerde de değişmez olarak kabul etmeleriydi.
Tales ve Anaksimandros’un hikayesine dönecek olursak, bu iki hemşehrimiz arasında geçen sorgulama süreçleri bugün bildiğimiz ve belgeleyebildiğimiz en eski bilim yapma sürecidir. Örneğin evrendeki esas özün ne olduğu hakkında ikisinin de farklı görüşleri vardır ve bu görüşlerini birbirlerine izah etmeye çalışmışlardır.
Tales bu bağlamda evrenin esas maddesinin su olduğunu düşünüyordu. Zira su doğada 3 farklı fiziksel halde bulunan tek madde idi ve doğadaki döngüsü sebebiyle canlı varlıklar yaşamak için ona gereksinim duyuyordu. Bütün bu sebeplerle suyu varlığın temeline oturtmasına karşın, onun her maddenin kaynağının su olması tezinden tatmin olmayan Anaksimandros, her şeyin kaynağı olan varlığın herhangi bir belirli forma sahip olmaması gerektiğini düşünüyordu. Örneğin su gibi sıvı ya da ıslak olduğu zaman bu belirli nitelikler dahilinde varlığını sürdürebilirdi. Her ne kadar su, doğada 3 fiziksel hali ile de bulunabilen tek madde olduğu için Tales’e her şeyin özünü oluşturduğu fikrini verse de Anaksimandros suyun bu fiziksel hallerde bulunmak için başka etmenlere muhtaç olduğunu , örneğin ısı gibi, biliyordu. Bu yüzden her şeyin ana kaynağı olan maddeyi herhangi bir niteliğe bağlı olmayan ve var olmak için herhangi bir kaynağa ihtiyaç duymayan Aperion olarak tanımladı.
Bu iki dehanın fikir üretme süreçleri Dünya’nın şekli ve yapısı hakkında düşünme alanında da sürdü. İşte esas olarak bu aşamada bilimsel düşüncenin temelleri atılmış oldu zira öne sürdükleri savları tartışırken kullandıkları yöntemler o güne kadar kullanılanlardan çok daha farklıydı.
Şöyle ki, Tales Dünya’nın düz bir tabaka halinde su üzerinde yüzdüğünü ve suyun dalgalanması ile de karaları sallayıp depremleri oluşturduğunu düşünüyordu. Bu fikrini Anaksimandros ile paylaştığı zaman Anaksimandros ona şu cevabı vermişti:

“İyi de taş suda yüzmez. Suya attığımız zaman taş hemen batar. Öyleyse Dünya’nın suyun üzerinde durması olanaksızdır. Kaldı ki, karaların altında su varsa bile suyun altında ne var? Bu soruya da bir cevap bulsak bu sefer onun altında ne var? Bu döngü sonsuza dek devam ediyor gibi görünüyor.”. Ardından Tales bu konuda onun teorisinin ne olduğunu sorduğunda Anaksimandros bilimsel düşüncenin kayıtlı olarak bilebildiğimiz tarihteki ilk örneğini bize sunar:
“Bana kalırsa, Dünya boşlukta duruyor Tales, bu sayede evrenin ortasında hareketsiz ve her şeyden eşit uzaklıkta duruyor. Çünkü Dünya’nın bir yere gitmesi de gerekmiyor.”.
Elinde hiçbir gözlem imkanı olmadan ve o güne kadar hiçbir kaynakta da yer almayan bir düşünce olarak Dünya’nın uzay boşluğunda asılı durduğunu kendi mantığı ile söyleyebilen Anaksimandros birçoklarına göre sorgucu ve mantıksal düşünmeye dayanan bilimin temelini atmıştır. Daha sonra bu görüşünü matematiksel bir model ile de açıklaması bilimin metodu hakkında da öncü bir çalışmadır. İlk Dünya haritasını da yine kendisi çizip ilk Güneş saatini de kullanmıştır. Görüşlerinin günümüze ulaşmasında kendi yazdığı eserden çok ardılı olan filozofların ondan yaptığı alıntılar ve başka kaynaklardaki hikayeleri rol oynamaktadır.
Böylelikle Anaksimandros ve Tales, Arşimet’den İbn-i Sina’ya, Galileo’dan Copernicus’a , Newton’dan Einstein’a giden, bizi biz yapan bilim yolunu insanlığa sonsuza kadar açmışlardır. Doğa kanunlarını sorgulamayı, ilerici düşünüp yeni fikirlere de açık olma felsefesini insanlığa miras bırakmışlardır. Memleketlimiz olan bu 2 büyük insanı bir kez daha saygıyla anıyorum. Zaman ayırıp okuduğunuz için çok ama çok teşekkürler…

Anaksimandros’a göre dünyamız.

KAYNAKÇA

A.M.Celal Şengör- Bilgiyle Sohbet

http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVGhhbGVz
http://felsefe-alemi.blogspot.com/2015/01/evrenin-babasi-anaksimandros.html
http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQW5ha3NpbWFuZHJvcw

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir