Anka’nın İlk Uçuşu

Asuman aşkı bir kalbe düşünce, uçmadan iflah olmaz. Birçok insana garip gelir gökyüzünü bu kadar sevmemiz çünkü onlar gökyüzünü birkaç bulut ve büyük bir mavilik olarak görürler. Oysa biz özgürlüğü gökyüzünün mavisinde buluruz. Bulutlar umudumuz, kuşlar rehberimizdir. Ve uçmak, sevgilimize kavuşmaktır, bulutların arasından süzülmek ve kuşlarla dans etmektir.

Sevgilime ilk kavuştuğum yer, havacılığa somut olarak adım attığım ilk yer İnönü’den bahsetmek istiyorum. 1935 yılında Vecihi Hürkuş’un keşfettiği, havacılık için özel olarak yaratılmış bir yer gibidir. Sürekli aldığı Kuzey rüzgarı C tepelerine çarpar ve oluşan hava akımı, irtifa kazanmamızı sağlar ve gökyüzünde durma süremizi uzatır. Yüzlerce havacı çıkarmıştır, Sabiha Gökçen gibi. Bunu öğrendiğimde aynı pistte uçacak olmanın gururunu yaşamıştım.

İlk uçuş deneyimimden bahsetmek istiyorum. İnönü’ye ilk gittiğimde uzun süredir rüyalarıma giren yer olduğunu fark ettim. Ait olduğum yeri bulmuş gibi bir his vardı içimde. Kamptaki herkes öyle sıcakkanlıydı ki girer girmez hepsi “hoşgeldiniz” demişti. Okula kayıt için girdiğimde herkes geldiğim şubeyi bildiklerini ve iyi çalışmalar yaptığımızı söylemişti. Kayıt sonrası bavulumu bırakmaya giderken emekli bir pilot hocam “Hoşgeldin yeni planörcü! Buralar size emanet evladım, iyi bakın olur mu?” demişti. “Burası bize Atatürk’ün mirası. Tabi ki bakarım” demiştim. Umarım sözümü tutabilmişimdir.

Güzel bir başlangıç yapmıştım. Sonrasında yemek saatlerini öğrendim. Ekip tam olmadan yemek almıyorduk. Bu, ekipolma bilincini kavramamız için bir dersti aslında. Ekip olarak gezmeyi öğrendik ve birçok şey yaptık beraber. Hayatımda çok kısa sürede, canımı bile emanet edebileceğim arkadaşlar edindim. Kendi aramızda “kanat arkadaşı” diyoruz buna.

Teori derslerine başladık, birkaç gün sonra sınav olup öğleden sonra ilk uçuşlar için planörleri indirdik. Pistte sıraya geçip sonrasında postlara bölündük. Planörleri ve hocaları kura ile çektik. Ben planörün ismini çektim ve sonrasında kanat altında küçük bir posta toplantısı yaptık (kanat altındaki muhabbetleri çok seviyorum), bizim postadan ilk uçuşa ben çıktım. Heyecandan paraşütü bağlayamadım. Sonra planöre geçip telin takılmasını bekledim (planörde motor olmadığı için tel takıp vincin teli çekmesini bekliyoruz. Belli bir irtifadan sonra start ipini çekip vinçten ayrılıyoruz). Arkadaşlarım teli taktıktan sonra hayati kontrolleri yapıp beklemeye başladım. Sonrasında postam sıraya geçip bana selam verdi (Bu kısmı çok seviyorum. Selamın nedeni her uçuşun son uçuş gibi olmasındandır).

Tel çekmeye başlayınca yukarı tırmanış başladı. İpi çektik ve hafiflediğimi hissettim (Bunun neden negatif G kuvvetiymiş.) Uçuşa geçtiğimizde, hocam kumandaları az da olsa verdi. Yaptığım basit, küçük hareketler bile beni mutlu etmişti. Kuşlarla beraber uçmak, bulutlardan termik bulmak harika bir histi.

Koordineli kumanda dersi benim açımdan umduğum gibi geçmeyince, kendime tarağı lövye, yastığı direksiyon yapıp çalışmıştım ve işin garibi gözümü kapadığımda uçtuğumu hissediyordum. Böyle böyle çalışırken yine mükemmel olmadığı için kendimi yeteneksiz ve kötü sanıyordum. En sonunda hocayla derslerimiz bitti ve kontrol uçuşuna çıkma zamanı geldi. Kendime hiç güvenmiyordum (zaten havacılar asla kendinden emin olmamalıdır). Uçuşa çıkacağım an geldiğinde ekibimden boşta olan herkes yanıma geldi ve beni uçuşa hazırladı. Kontrol uçuşuna çıkan 2. kişiydim, bu yüzden onların desteği bana çok güç verdi diyebilirim. Sonrasında teli takıp sıraya geçtiler ve bana selam verdiler. Bu benim için önemliydi çünkü gerçekten de son uçuşumdu. Heyecandan kalbim duracakken hocam “sakin ol bak. Leylekleri izle” dedi. Belli bir irtifadan sonra istediğim şekilde yaptım uçuşu ve inişe kadar kumandalar bendeydi. İniş sonrası iyi olduğumu, küçük bir hata yaptığımı ancak onu  da uçtukça düzeltebileceğimi söyledi. Mutluluktan ağladığımı hatırlıyorum. Oldukça kötü olduğumu düşünmüştüm! Sonrasında tüm arkadaşlarımı kontrol uçuşuna yolcu ettim. Bu hepimizin son uçuşuydu ve hepsine selam verip yolcu etmek, kanat arkadaşlığının verdiği bir vazifeydi. Son uçuşun ve ayrılığın burukluğu hepimizin yüzünden okunurken hocalarımız son konuşmalarını yaptılar. Son kez birlikte yemek için yemekhaneye döndük, yemekhanenin ilk sıraları bizden sonra boş kalacaktı. Ertesi günki veda en zor olanıydı elbette. Ağlamamak için kendimi çok tutsam da otobüse bindiğimde “duvarların yıkılma zamanı” deyip hüngür hüngür ağladığımı hatırlıyorum.

Hayatımda bıraktığı her güzel şey için minnettarım. Umarım ilk yalnız uçuşumu, dereye atılışımı anlattığım bir zamanda tekrar görüşürüz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir